Archive for Uncategorized

Eski İftar Sofraları ve Bünyan Yemekleri / Neşe AKBAŞ

……………………………………………….Neşe AKBAŞ yazdı

Ramazan ayı bereketli bir aydır. Sofralarda komşuluğun bir hüneri olarak her çeşit yemek bulunur. Birinin sofrasında hangi yemek varsa, komşuya da bir miktar verilirdi. Akşamları iftar öncesinde bir yemek alışverişidir başlardı. Daha önceleri ise, ev hanımları tandırların başına birikirler iftar yemeklerini birlikte pişirirlermiş. İftar için pişirilen yemekler komşular arasında dağıtıldığı için zenginin sofrasıyla fakirin sofrası arasında fark kalmazmış.
İFTAR SOFRASININ BAŞINDA BEKLEMEK SEVAPTIR
İftar sofrasının başında beklemek sevaptır, düşüncesi ile iftar sofrasına önceden oturulur ve iftar saati sofranın başında beklenirdi. Hele hele iftar yemeğinde bir Tanrı misafirinin bulunması daha da sevaptır. Evinde böyle bir misafiri bulunan aile kendisine büyük bir şan, şeref sayardı. İftar sofralarına Tanrı misafiri olmadan oturan dedelerimiz kendilerini huzursuz hissederlermiş. Kulakları kapının tıkırtısında olur, “Allah’ım soframızı bereketsiz koma.” diye yalvararak misafir beklerlermiş. Çünkü, “Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu bırakırmış.”
YEMEKLER… YEMEKLER… O NEFİS YEMEKLER…
iftar sofralarında ağır yemekler, hafif yemekler, her bir çeşit yemek bulunurmuş. Ancak çorbaların apayrı bir yeri varmış. Tabii ki baş sırada Taranaşı var. Bizim Taranaşı da bir başka olur. İçinde aşlık, nohut ve mercimek bulunur. İster yoğurtla karıştır Taranaşı yap, istersen soğuk soğuk Katıklaş yap. Eğer ağız değişikliği lazım ise, tavuk veya güvercin etinden acılı bir “şipsi” çorbası yap. Bulamaç’ı da unutmamak lazım. Hele Ramazan ayında içindeki pastırması, peyniri, mercimeği ne leziz olur.
İftarın ağır yemekleri, Bünyan yemeklerinin en ünlüsü sayılan mantı çeşitleri , içli köfte ve börek çeşitleri gelir. Yanlarında mutlaka çorba ve hoşaf bulunur. Erişte, kuşkuş, dolaz hamur işi yemeklerin devamıdır. tabii ki yemekler de mevsimden mevsime değişir. Patlıcan varsa güveç ve karnıyarık pişirilir. Lahana bulunuyorsa galle, kapuska; pancardan çırpma (pıttırma), haşlama, pancar çırpması, silimsi… Etin çeşidine göre, yağlama, sızgıt… Yeşil fasülyeden boranı… Yumurtadan cilbır, ılfıdın, gaygana… Dövülmüş buğdaydan Gendime(keşkef)… Tereyağ ve pekmezden ovmaç… Sıkı durun şimdi… Ramazan sofralarının şahı ise bulgur pilavı ile ya etli kuru fasülye (ağ pakla) ya da etli nohut.
TATLILARDAN VAZGEÇİLMEZ
Ramazan sofralarında tatlı mutlaka vardır.Hiçbir özel hazırlık yoksa bile en azından ya şeker asidesi, ya da pekmez asidesi bulunur. Hele bir de öküz helvası bulunursa keyifler iyice olur. Bunlar olmazsa, bunun yerini don yağı ile pekmezden yapılan nevzine de yapılabilir. Eğer özel bir hazırlrk yapılmış ise, mutlaka telteli açılmıştır. Yani bugünkü adıyla kadayıf.
ERLİK SOFRALARI
Ellik (erlik) sofraları için kete pişirilmeden olur mu? Yanında birazcık irişgi (sucuk)… Kokusu sardı mı etrafı , iştahlar açılır. Ağır yemekler bile eski erlik sofralarının vazgeçilmez yemekleridir. Çünkü Ramazan diye iş güç bırakılmadığı için ağır yemekler de yenilir. Hatta, arabaşı bile yutulur. Keteyi pişiren eller, yukayı, bazlamayı unuturlar mı? Hele erlik sofralarına yeni pişmiş etli ekmek (cıvıklı), peynirli ekmek, sucuklu ve pastırmalı ekmek olursa, hazmı biraz güç olur ama keyfi de bol olur.
BÜYÜK KAZANLARINIZI ÇIKARIN
Haydi… Bugün siz de büyük kazanlarınızı çıkarın, şöyle bolca bir Bünyan yemeği pişirin. Bolca diyorum çünkü bir kısmını da komşulara dağıtılacak. Eeee… belli olmaz, ihtiyatlı olmak lazım, bir de Tanrı misafiri kapıdan çıkıp gelirse diye. Atalarımız ne demişler:
“Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu bırakırmış.”

Leave a comment »

Görülür Yurdun Akmescit / Aşık Yanık Umman (Ömer Akçakaya)

Oturmuş ovaya kurulmuş durur
Her yönden görülür yurdun Akmescit
Bakınca kavağın boy boy görünür
Yeşilliği alıp durdun Akmescit
***
Seni seven sana önem vermeli
Sel suyuna derin arklar yarmalı
Çayır kaşına su yolu kurmalı
Ovayı pullukla sürdün Ahmescit
***
Elbet bir gün yapılacak yolları
Halıyı dokurlar durmaz kolları
Geçime önemi verir dulları
Kirkiti güzelce vurdun Akmescit
***
Hayli zaman seni gözüm görmedi
Senden ayrılanlar fazla durmadı
İnsanlar iyidir insan yormadı
Dertlere çare sordun Akmescit
***
Bomboz tepelere ağaç dikmeli
Su yerine alın teri dökmeli
O güzel ovana emek çekmeli
Çeşitli mahsülü verdin Akmescit
***
Sanayileştin yok sana ihanet
Demirci marangoz hepsi vardır net
Bütün sanatkarlar başarılı cet
Pazarı bağrına serdin Akmescit
***
Hiçbir dalda kusur yoktur serinde
Düz ovaya otur varlık yerinde
Yanık Umman kaza olur yarın da
Çevrende isminle erdin Akmescit
***
Aşık Yanık Umman (Ömer Akçakaya)*
*Ömer Akçakaya, 1938 yılında Akmescit Kasabasında dünyaya gelmiştir. İlk okul mezunudur. Aşık Hüdai’den geleneğe özgü bilgiler alan şair, irticalen şiirler söylemekte ve Yanık Umman mahlasını kullanmaktadır. 1988 yılında Hayrettin İvgin, “Dertler Üstüme Üstüme (Âşık Yanık Umman’ın Hayatı ve Şiirleri)” kitabı ile şairi edebiyat dünyasına tanıtmıştır.

Leave a comment »

Bünyan’ın (Aşık Mahrumi – Zeki Yıldırım)


Bahar gelir oğul verir arısı
Kovanında dolar balı Bünyan’ın
Yüce dağda meler koyun sürüsü
Çok olur besili malı Bünyan’ın
***
Mor çiçeği kaplar yazın yalısı
Meyve verir ahlat alıç çalısı
Ün yapmış dünyaya dostlar halısı
İlmek nakış atar eli Bünyan’ın
***
Düzeni var ama kalmıştır kalın
Misafire açık hanemiz gelin
Yaklaşma kardeşim havanı alın
İnsana baş vermez dulu Bünyan’ın
***
Koramaz dağına yağınca dolu
Akar derelerden baharın seli
Hazarşah boğazı elmayla dolu
Bire beş verir de dalı Bünyan’ın
***
Maşhurdur kardeşim fasulye fiyi
Verimli toğrağı aşırır boyu
Sarımsaklı Barajı doldurur suyu
Dolar da boşalır gölü Bünyan’ın
***
Aşık Mahrumi’yem benim yazarı
Salı günü halka açık pazarı
Esirgemiş Mevlam ondan nazarı
Yok topalı körü keli Bünyan’ın
* Aşık Mahrumi (Zeki Yıldırım) *
*Zeki Yıldırım, 1946 yılında Gömürgen’de dünyaya geldi. Bababı Sabit Ağa, annesi Melek Hanım’dır. İlk okul mezunu olan şair, askerlik dönüşü Kayseri’ye yerleşmiş ve Birlik Mensucat Fabrikasından emekli olmuştur. Küçük yaşlardan beri şiir söyleyen şaire Mahrumi mahlasını akrabası Ömer Yıldırım vermiştir.

Leave a comment »

Bünyanlı Şairler: Ali Rıza NAVRUZ

Kayseri’nin Bünyan İlçesine bağlı Burhaniye köyünde doğdu (1.01.1954) . İlköğrenimini köyündeki Fevzi Çakmak İlkokulunda (1965) , orta ve lise öğrenimini Kayseri’de, Yüksek öğrenimini ise A.İ.T.İ.A Muğla İşletmecilik Yüksek Okulunda (1981) tamamladı. Okul sonrası Denizli ve Aydın-Söke İlçesinde topçu olarak askerliğini yaptı. Kayseri’de açılan memuriyet sınavını kazanarak Kayseri Toprak İskan İl Müdürlüğünde memur olarak göreve başladı(1984) . Üç yıl kadar tahakkuk memurluğu yaptıktan sonra Köy Hizmetleri 4.Bölge Müdürlüğü bünyesindeki Özel İskan Fonunun saymanlığına atandı(1987) . On beş yıl bu görevi sürdürdükten sonra, 2002 -2005 yılları arası Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü sorumlu saymanı olarak görev aldı. Teşkilatın Özel İdare ile birleşmesinden sonra ise Eğitim Uzmanı kadrosu ile görevini yürütmektedir.
Ali Rıza NAVRUZ, ilk denemelerinde; çocukken annesinden dinlediği türküler ile halk hikayelerinin etkisindedir. Halk, Divan ve Modern Türk şiirinin şekil ve konu özelliklerinden yararlandı. Arayış döneminde, şiirin bütün unsurlarıyla birlikte bulunmasına inanarak; her şiirinde yeni bir ses bulmaya ve yeni bir yapı kurmaya çalıştı. Bu dönemde özellikle öz ve biçimi dengede tutmaya çalışırken ritme daha fazla önem verdi. Böylece, şiirlerinde eskiye bakan fakat yeniyi seslendiren bir çizgide duygu, düşünce ve hayalleri en rahat söyleme imkanı bulduğu bir ifade tarzı ile şekil kaygısı taşımadan kendi üslûbunu oluşturdu.
Şiirleri pek çok dergi,gazete ve antolojide yayınlandı ve ödüller aldı. İLESAM Üyesidir.
ESERLERİ
YAYINLANAN ESERLERİ:

Şiirler: Sızı(1990) , Kozmik Rüzgarı (1991) , Sınırsız Düşlerin İdamlık Yüreği(1994) , Ve Aynı Rüzgarla Savrulduk (Ortak1996) , Âmir Hükmüne Rağmen (1998) , Öksüz Uykular Bıraktım Yatağıma (2000) ,
Araştırma: Hasan AŞIK (Hayatı ve Şiirleri – 2002) , Edebiyat Harcı(2003) ,
Deneme: Benden Bana Mektuplar (2003) , Mısralarda Doğan (2004) , Ellerin Olamıyor (2008)

Leave a comment »

Bürüngüzlü Abdullatif Efendi (Rasih) (1800-1887)

Rasih mahlasıyla şiirlerine rastladığımız Bürüngüzlü Abdullatif Efendi hakkında malesef yeterince bilgi sahibi değiliz. Babasının adının Derviş Efendi olduğu, tahsilini İstanbul’da tamamladığı ve Bağdat Defterdarlığı yaptığı gibi kesnileştirmediğimiz bir kısım bilgilere sahibiz. Şairin yaşlılık döneminde Pınarbaşı İlçesindeki Melikgazi Türbesini ziyaret ettiği ve bu türbeden çok etkilenerek dini konulara ağırlık verdiği söylenir. Bu rivayetin doğruluk payını artıran şey ise şairin mezarının Pınarbaşı’nın Melikgazi köyünde olmasıdır.
MELİKGAZİ’YE
Nilahı fevzine mazhar olanlardan olaydım ben
Muallayı asitanında beni derban kabul etsen
***
Zamanın kutbul aktabı denilse layık olmaz mı?
Muattar lahtın içinde diri yatan mübarekten
***
Geçirdüm ömrümü hayfa şu fani dünyada
Emrü ukbaya dair henüz öğrenmedim bir fen
***
Şefaat arzedüp geldi behişti kabrine Rasih
Ümidim katedip gitmez gelenlerden bura bir men
Şairin bütün hemen hemen bütün antolojilerde yer alan en meşhur gazeli:
GAZEL
Süzme çeşmin gelmesin müjgan müjgan üstüne
Urma zahm-ı sineme peykan peykan üstüne
***
Yardan mehcur iken düştük diyar-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicran hicran üstüne
***
Rize-i elmas eker her açtığı zahme o şuh
Lütfu var olsun, ider ihsan ihsan üstüne
***
Dilde gam var şimdilik sen gelme lütfet ey sürur
Olmaz bir hanede mihman mihman üstüne
***
Hem mey içmez, hem güzel sevmez demişler hakkında
Eylemişler Rasih’e bühtan bühtan üstüne

Leave a comment »

Sıla Hasreti / Hacı İsmail KAVLAK

Tünel olmuş salkım söğüt dalları
Sağa sola kanat açmış kolları
Burcu burcu kokar gonca dalları
Hasretim ben sana cennet Kayaltı

***

Kuşburnular birbirine sarılmış
Çiçekleri sırma gibi örülmüş
Gedeneler üst üste düzülmüş
Hasretim ben sana cennet Kayaltı

***

Bir ihtişam verir yalçın kayalar
Türlü meyveler verir bahçeler bağlar
Şakır bülbüllerin, suların çağlar
Hasretim ben sana cennet Kayaltı

***

Her kayanın altından bir zemzem akar
İğde çiçeklerin mis gibi kokar
Aşık olan gençler hep sana koşar
Hasretim ben sana cennet Kayaltı

***

Ben Kavlak Hacı’yım seni yazarım
Kayaltında olsa benim mezarım
Bülbül aşiyanda gülü mezarım
Cennet misalisin cennet Kayaltı

Hacı İsmail Kavlak (1916-1986)*

*Hacı İsmail Kavlak, 1916 yılında Bünyan’ın Dervişağa Mahallesinde doğmuştur. Bünyan Numune Mektebinde ilkokulu bitirmiş; ancak yoksulluk ve kimsesizlik sonucu eğitimine devam edememiştir. On dokuz yaşına kadar çiftçilikle uğraştıktan sonra İstanbul’a gitmiştir. Orada, inşaat işçiliği, boyacılık, kalfalık ve müteahhitlik yapmıştır. 1986 yılında aramızdan ayrılan Hacı İsmail Kavlak, şiirlerini 1986 yılında “Yalan Dünya” isimli bir kitapta toplamıştır.

Leave a comment »

Yalan Tekerlemesi

Marmara’dan Silivri’den
Amasya’dan Zile’den
Geldik geçtik buradan
Durup mururken
Bıyığımı murup mururken
Baktık ki
Bitmedik yavşan dibinde
Doğmadık tavşan yavrusu
Askın oğlu attı vuramadı
Miskin oğlu attı vuramadı
Hacı Kamberoğlu oğlu attı
Ha azıcık o benzetti
Aferin yiğit dedik
Her attığını böyle at dedik
Tavşanı aldık yola koyulduk
Az gittik uz gittik
Dere tepe düz gittik
Geriye döndük baktık ki
Bir arpa boyu yol gitmişiz
Yolumuza devam ederek
Bir köye vardık
Köyde yaşlı bir kadına rastladık
Ona dedik ki:
Ana karı bize kazan ver.
O da dedi ki:
Oğlum şurada üç kazan var
Birinin dibi yok
İkisinin duvarı yok
Sizi hangisi isterseniz alın.
Biz dibi olmayanı aldık
Tavşanı içine koyduk
Bir güzel pişirdik
Sonra oturup onu iyice yedik
Sonra çok susadık
Tekrar yaşlı kadına vardık.
Ana karı bize su ver dedik.
O da bize dedi ki:
Oğlum şurada üç tane ırmak var
Biri kurumuş, ikisi de millemiş
Hangisinden isterseniz için dedi
Biz de kurumuş olana gidip yanaştık
İçtik, içtik, içtik, içtik
Ayağa kalkıp baktık ki
Karnımız küp gibi olmuş
Bacaklarımız çöp gibi olmuş
Dudaklarımızdan hiç haber yok
O da yalan bu da yalan
Fili yutmuş bir kara yılan
Karıncaya binip de
Deveyi kucağına alan
Söylediklerimin hepsi yalan

Kaynak kişi: Sadettin Bozkurt

Leave a comment »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.